Meryem Bölükbaşı

Meryem Bölükbaşı

İnsan ne zaman yaşlanır?

İnsan kaç yaşında yaşlanır?

Kırkında mı?

Elli yaşında mı?

Yoksa saçlarına ilk ak düştüğünde mi?

Bence hiçbiri…

İnsan, doğum günlerinin sayısı arttığında değil; hayallerinin sayısı azaldığında yaşlanır.

Bir sabah aynaya bakıp yüzümüzdeki çizgileri fark ederiz. Saçlarımızın arasındaki beyazları görürüz. Dizlerimiz eskisi kadar hızlı hareket etmez belki.

Ama bunların hiçbiri yaşlanmak değildir.

Asıl yaşlanmak, “Artık benden geçti” demeye başladığımız gündür.

Yeni bir şey öğrenmek istemediğimizde…

Yeni insanlarla tanışmaktan vazgeçtiğimizde…

Bir yerlere gitmek için bahane üretmeye başladığımızda…

İçimizden gelen bir şarkıyı söylemekten, sokakta çocuklar gibi gülmekten, yeniden başlamaktan utanır olduğumuzda…

İşte insan biraz o zaman yaşlanır.

Çünkü yaş, takvimde yazan bir rakamdır.

Ruhun yaşı ise insanın hayata ne kadar tutunduğuyla ilgilidir.

Yetmiş yaşında hayaller kuran bir insan, yirmi yaşında umudunu kaybetmiş birinden çok daha genç olabilir.

Bazen bir ihtiyarın gözlerinde çocuklarınkinden daha büyük bir merak görürüz.

Bazen de genç bir insanın yüzünde, yıllardır hiçbir şey beklemeyen bir yorgunluk…

Demek ki mesele yaş almak değil.

Mesele, hayattan vazgeçmemek.

Hayat bize her zaman istediğimizi vermiyor.

Bazı kapılar yüzümüze kapanıyor.

Bazı insanlar hayatımızdan çıkıyor.

Bazı hayallerimiz gerçekleşmeden kalıyor.

Ve zamanla şunu öğreniyoruz:

Her şeyi değiştiremeyiz.

Ama yaşadıklarımızın bizi nasıl bir insana dönüştüreceğine karar verebiliriz.

Belki de yaşlanmanın en acı tarafı saçların beyazlaması değil, insanın içindeki “acaba?” kelimesinin yok olmasıdır.

“Acaba yeniden başlayabilir miyim?”

“Acaba gitsem nasıl olur?”

“Acaba bunu başarabilir miyim?”

“Acaba hayatımda hâlâ güzel şeyler olabilir mi?”

Bu soruları sormayı bıraktığımızda, içimizde bir şeyler sessizce yaşlanmaya başlar.

Oysa insanın her yaşta yeniden başlayabileceği bir şey vardır.

Bir kitap…

Bir yolculuk…

Bir dostluk…

Bir hobi…

Bir hayal…

Hatta bazen sadece kendisiyle yeniden tanışmak bile bir başlangıçtır.

Bu yüzden aynaya baktığımızda yüzümüzdeki çizgilerden korkmayalım.

Onlar yaşanmışlığın izleridir.

Gülmüşüzdür.

Ağlamışızdır.

Beklemişizdir.

Kaybetmişizdir.

Kazanmışızdır.

Sevmişizdir.

Bütün bunların izini taşımak ayıp değil.

Asıl korkmamız gereken, yüzümüzde hiç çizgi olmadan kalmak değil; kalbimizde artık hiçbir heyecan kalmamasıdır.

Çünkü insanın gençliği yüzünde değil, yüreğindedir.

Ve belki de hayatın bize verdiği en güzel sır şudur:

Takvim kaç yaşında olduğumuzu söyler.

Ama hayata ne kadar genç baktığımızı yalnızca kalbimiz bilir.

O yüzden bugün kendimize bir iyilik yapalım.

Uzun zamandır ertelediğimiz o şeyi yapalım.

Aramak istediğimiz birini arayalım.

Gitmek istediğimiz bir yere gidelim.

Bir şarkıyı biraz fazla yüksek sesle dinleyelim.

Çocuklarımızla yere oturup oyun oynayalım.

Kendimize yeniden bir hayal kuralım.

Çünkü belki de insan, son nefesine kadar biraz genç kalabilir.

Yeter ki hayattan vazgeçmesin.

İnsan, yaş aldığı gün değil; yaşamaktan vazgeçtiği gün yaşlanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Meryem Bölükbaşı Arşivi