İSTANBUL’UN İŞGÂLİNE GİDEN SÜREÇ-5

GENEL

105 yıl önce 16 Mart 1920 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul, İtilaf Devletleri tarafından işgâl edilmişti. Bugünkü makalem de daha önceki dört makalemde yayımlanan bu konunun devamı mâhiyetinde ve beşinci bölümü olacak.

MİSAK-I MİLLÎ’NİN KABULÜ…

Özellikle Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemâl Paşa’nın tâlimat ve tavsiyeleriyle Mebûsan Meclisinde kuvvetli bir milliyetçi hava ortaya çıktığı gibi, esasları Ankara'da tespit edilmiş olan ve I. Dünya Savaşı’nı sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul ettiği asgarî barış şartlarını içeren. Misak-ı Millî'yi de kısa bir süre sonra bu Meclis kabul edecektir.

28 Ocak 1920 tarihli gizli oturumda Misak-i Millî’yi kabul eden Mebûsan Meclisi, 17 Şubat 1920 tarihinde de bu kararını kamuoyuna açıklar. Altı maddelik belgenin esasları Amasya Genelgesi’ne dayandığı gibi, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin yayınladıkları beyannâmelerde kayıtlı ayrıntıları da içerir.

MİSAK-I MİLLÎ’YE TEPKİLER…

Misak-ı Millî’nin kabulü ve ilânı, İstanbul’u yarı işgâl altında tutan İtilâf Devletleri’ni huzursuz etmiş ve çeşitli tepkiler göstermelerine sebep olmuştur. Osmanlı Devleti’nin parçalanmasından beklediği payı alamamış olan İtalyanlar, Misak-ı Millî’yi bütün dünyaya duyurur. Yunanistan’ın bu kararı protesto etmesi İngilizleri harekete geçirmiş, Lloyd George ve Clemanceau, Wilson’un da onayını alarak Osmanlı coğrafyasında işgâllere devam edilmesine karar vermişlerdir.

ACZİYETİ DAHA DA ARTAN İSTANBUL…

Mustafa Kemâl önderliğindeki Temsil Heyetinin, Anadolu’da etkisi ve gücü her gün biraz daha artarken, bununla ters orantılı olarak, 9 Şubat 1920 tarihinde Mebûsan Meclisinden güvenoyu alan Ali Rıza Paşa Kabinesi (İstanbul Hükûmeti)'nin aczi de her gün biraz daha belirgin hâle geliyordu.

Oysa 18 Ocak 1919 tarihinde toplanan Paris Barış Konferansı’nda yapılmakta olan görüşmelerde Müttefikler ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanacak olan barış antlaşmasının hüküm ve şartları her gün biraz daha belirginleşiyor ve bu antlaşmanın uygulanması sorunu ortaya çıkmaya başlıyordu.

Müttefikler, Paris’te Konferansında hazırlanmakta olan barış antlaşmasını İstanbul Hükûmetine imza ettirmeye hazırlanırken, bu hükûmet giderek güç kaybediyor, buna karşılık, bu antlaşmayı kabul etmeyeceği belli olan Millî Mücâdele hareketi ise, bir yandan gücünü arttırırken, bir yandan da İstanbul Hükûmeti üzerindeki etkisini arttırıyordu.

İSTİFA…

Ali Rıza Paşa Hükûmeti, Müttefikler ile Kuva-yı Milliye arasında sıkışmıştı. Müttefikler Anadolu’daki Millî Hareketin faaliyetlerinin sorumluluğunu da Ali Rıza Paşa Kabinesinin sırtına yüklüyorlardı.

Yunanlıların ileri harekâta başlayarak Çerkes Ethem’in tuttuğu cephe ile Demirci Mehmet Efe’nin tuttuğu cephe arasındaki bölgeye taarruzla Ödemiş’teki Gölcük Yaylası’nı ve Bozdağ’ı işgâl etmeleri, Kuvâ-yı Milliye hareketini önlemeye çalışan ve böylelikle ülkeyi işgâllerden kurtaracağını sanan İstanbul Hükûmetini, içinden çıkılması imkânsız çok zor bir duruma sokar ve Sadrazam Ali Rıza Paşa 3 Mart 1920 tarihinde istifa eder.

PADİŞAH NEZDİNDEKİ TALEPLER VE YENİ HÜKÛMET…

Aynı gün Mebusan Meclisindeki Felah-ı Vatan Grubunun başkanları ile Meclis Başkan Vekilleri saraya giderek Kuvâ-yı Milliye’nin kabul edebileceği bir hükûmetin kurulmasını isterler.

Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemâl’in 4 Mart 1920 tarihinde, bu konu için Padişaha çektiği telgraf gerçekten önemlidir. Mustafa Kemâl, bahse konu telgrafta; milletin güvenine sahip bir hükûmetin kurulması gerektiğini belirtirken, Ali Rıza Paşa'nın istifa sebebi olarak da İtilâf Devletleri'nin bağımsızlığa ve millî haysiyete dokunan saldırılarına ve Mütâreke hükümlerine uymayan müdâhalelerine ve davranışlarına daha fazla dayanamamış olmasını göstermekteydi. Yeni hükûmeti, 8 Mart 1920 tarihinde eski Bahriye Nâzırı Salih Hulusi Paşa kurar ve Sultan Vahideddin tarafından da onaylanır.

Not: Devam edecek

© 2025. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İrfan Paksoy Arşivi